Hadi anlat bana benden öncesini……
Ne bakıyorsun yüzüme? Anlatmanı bekliyorum!
Ve işte başlıyor anlatmaya ‘eski’ aşklarını.. Birbirlerini ne kadar çok sevdiklerini…
Sessizce durmuş, dinliyorum sevdiğim adamın maceralarını…aşklarını…benden önceki sevişlerini….
Sessizce dinliyorum.
Heyecanla anlatıyor, biraz da korkarak. Korkuyor mu? Bilmiyorum.
bir
an önce bitirmesini istiyorum ama bir yandan da hiç bitmemesini hep
anlatmasını istiyorum. Anlatırken çok güzel oluyor. dudakları,
yanakları, gözleri..hep seyredesim geliyor..
Ama
ya anlattıkları, bütün o güzellikleri yok ediyor. ‘sus’ dememek için
kendimi zorluyorum. Olmuyor, yine de dinliyorum işte. Belki de son
dinleyişim olacak bu. Belki de…
Sessizce
dinliyorum.. Bir macerasından diğerine geçiyor. Hep anlatıyor,
durmadan, nefes almadan. Anlıyorum ki o da bir an önce bitmesini
istiyor. Ama neden bir türlü bitiremiyor. O kadar çok anısı var ki.
Mesela
nerde ne zaman ilk kez öpüştüklerini, bu ilk öpüşmeler o kadar çok ki
her seferinde bir ilk çıkıyor karşıma, anlıyorum ki her ilk öpüş bir
başkasına ait!

Benimle
ilk öpüşmesini anlatacak biri olacak mı hayatında? Benden sonrası
olacak mı? diye düşünüyorum. Şu anlattığı ve artık onun için ‘eski’
aşktan başka hiç bir anlam taşımayan kızlardan biri olacak mıyım? Bu
kadar değersizleşecek miyim onun için?
Kalkıp
tokatlamak, vurmak, sövmek ve çıkıp gitmek geliyor içimden,
yapamıyorum.. Bunları düşündükçe ve sesi kulağıma geldikçe daha bir
sessizleşiyorum. Gözlerim doluyor, ağlayamıyorum.
Yine bir ilk öpüşe geldi sıra… Ve yine kalkıp gitmek istiyorum, hareket edemiyorum. Olduğum yerde kaskatı sessizce dinliyorum…

o
konuştukça, ben eksiliyorum sanki.. her ilk öpüşte dudaklarım yok
oluyor.. Ellerimle yokluyorum arada bir dudaklarımı, yüzümü, gövdemi… Ve
bir oh çekiyorum, içimden buradayım, yok olmamışım diyorum. ve bu böyle
her ‘ilk’ de tekrarlanıyor.. Tekrar tekrar yokluyorum vücudumu ve yine
buradayım diyorum.
Ve bitti… Sonunda bitti maceraları, aşkları, anlatacak bir şey kalmadı…Ya da artık anlatmamaya karar verdi.. Bilmiyorum…
O da susuyordu artık. Bir şeyler söylememi bekliyordu. Yüzüme bakıyordu.
Bense susuyordum yine.
Benimle
yaşadığı ilkleri nasıl anlatacağını düşünüyordum. Heyecanla mı yoksa
gözleri dolarak mı? Gözlerinin dolma ihtimali var mı ki?
Benden önce kaç kadını olmuş? Kaç kere söz vermiş ayrılmayacağına?
Düşünüyorum…
Yarın ne yapsam? Mesela ne yemek yesem… o an düşünülecek en son şeyi
düşünüyorum.. Kendime gülüyorum sonra. Yarınki yemeği düşünmenin sırası
mı diyorum. oysa öyle midesine düşkün biri de değilim.
Yanındayken
bana dokunmadan, birbirimize dokunmadan duramazdık ama şimdi
olabildiğince uzak durmak hatta kaçıp gitmek istiyorum…
Yine susuyorum..
Birden
ayağa fırlıyorum. Ne yapacağımı bilmeden etrafıma bakıyorum. Ne işim
var diyorum benim burada? Şu karşımdaki de kim? Sevdiğim, tanıdığım adam
bu mu? Sahiplendiğim, kendimi verdiğim, hayatımı adadığım, çocuğunu
doğuracağıma söz verdiğim adam bu mu? İnanamıyorum, olamaz, bu adam o
adam değil, olamaz! Sevdiğim adam bu olamaz!
O
sadece bana aitti sadece bana… o benimdi.. çocuğunu doğuracaktım..
Henüz evlenmemiştik ama söz vermiştik bir kere. O sadece bana aitti…
Oysa şimdi anlıyorum ki…
Sonra yine oturuyorum ve susuyorum. Ansızın kalkıp yine oturmama bir anlam veremiyor. Ben de veremiyorum…
Bana ait neyin var? diye soruyorum birden.
Şaşırıyor önce, anlamıyor ne demek istediğimi.
— Bana ait neyin var? diye soruyorum tekrar…
— Kalbim, diyor.
Hayır, kalbine de başkaları dokundu, başkaları kullandı, başkaları için çarpıyordu o kalp daha önce.
Cevabı beğenmediğimi anlıyor. Ne diyeceğini bilemiyor ve en sonunda;
— Her şeyimle seninim, diyor.
Hayır,
yine yanlış cevap. Anlıyorum ki bana ait hiç bir şeyi yok. Dudakları,
elleri, kalbi her şeyi kullanılmış. Hiçbir şeyi kalmamış bana
verebileceği.
Dün gece sen uyurken uzun uzun düşündüm sessizce
Gitmeliyim dedim içimden, zarar vermeden bu sevgiye
Öyle güzelsin ki bir an vazgeçtim döndüm geriye
Kıyamadım dokunamadım bile habersizdin her şeyden
Seni terk ettim bu gün… seni terk ettim bu gün
Vazgeçip kendimden… seni terk ettim bugün
Onu
terk ediyordum… Terk etmeliydim… Sevgimiz saf, temiz kalmalıydı
hatırımızda. Kirletmemeliydik sevdamızı.. Tam kapıdan çıkarken dönüp
baktım birden ona ve gelip dokunmak, sarılmak, bir şey olmamış gibi
koynunda uyumak istiyordum. Yapamazdım, gitmeliydim. Eskisi gibi ona
kendimi veremezdim. Benden başkalarına ait olduğunu düşündükçe
bedeninin, gitmeliyim diyordum içimden.
Attıkça adımlarımı koptukça senden
Geçiyordu her şey gözümün önünden
Üzgünüm kahretsin çok üzgünüm
Buraya kadarmış dedim içimden
Seni terke etim bu gün… seni terk ettim bu gün
Vazgeçip kendimden… seni terk ettim bu gün.
Adımlarım
beni geri gotürüyorlardı sanki. Ama yine de gidiyordum. Her şey bir bir
gözlerimin önünden geçiyordu. Üzgündüm, gitmeliydim. Kalamazdım..
Gidiyordum işte kaçıyordum ondan, kendimden. Sadece onu değil kendimi de
orada kollarında bırakıyordum. Kendimden de vazgeçmiştim artık.